siteniz çok güzel olmuş
bana yardım etmenizi isterim
fatih
Turgut kardeşim tebrik ederim seni. Çok güzel olmuş bu sefer. Daha da prıfesyonel olmuş
Gökçe
Emeği Geçen herkese Teşekkürler
ANKET
Yaylacılık Nedir ?
Yaylacılık çok eski yıllardan günümüze kadar devam ede gelen bir gelenektir. Karadeniz Bölgesinde arazinin konumunun hayvanlar için yeterli beslenmeye elverişli olmaması sebebiyle özellikle hayvanların daha iyi beslenmesi ve buna bağlı olarak yağ, peynir ve çökelek elde etmek amacıyla Mayıs ayından itibaren köylerden daha yüksekte bulunan yaylalara/obalara çıkılması işine yaylacılık ve/veya otçu göçü denilmektedir.
Ancak, bugün 20 yıl öncesine kadar bütün canlılığı ile devam eden o yayla yaşamı kaybolmaya yüz tutmaktadır. Her ne kadar gene yaylalara çıkılıyorsa da, yaşlılarımız o eski günleri yâd ederken gözlerindeki ifadeden sanki bir şeylerin elimizden kayıp gittiğini anlamamak mümkün değil.
Bugün yaylaya çıkanlar iki grup altında toplanır. Birincisi azda olsa köyde yaşayıp da ihtiyaçtan dolayı yaylaya çıkanlar ikincisi ise köy dışında yaşayıpta köy ile bağlarını koparmayan yöre insanlarının eski yılların özlemiyle tatillerini geçirmek, büyük kentlerin gürültüsünden kurtulmak ve doğayla baş başa kalmak ve tertemiz yayla havası ve suyu için yaylaya çıkanlardır. Son yıllarda özellikle ikinci grupta büyük bir artış gözlenmektedir.
Yaylaya Çıkış Öncesi Hazırlıklar;
Yayla çıkış zamanı hava şartlarına bağlı olarak değişir. Genel de Mayıs ayı sonu ile Haziran başıdır. Eskiden tarih muhtar ve köy heyetleri tarafından birlikte belirlenirdi. Bu tarih, yağan kar miktarına ve karın tahmini kalkış zamanına göre tespit edilir. Belirlenen tarihten önce kimse yaylaya çıkmazdı. Hazırlıklar arasında, mısır öğütülmesi, at ve katır varsa semer ve eyerlerin gözden geçirilmesi, yiyecek, giyecek, hayvanların bağlanacağı, ip ve kazıklar sayılabilir. Sığırların alınlarına ya da boyunlarına nazar boncuğu veya muska takılırdı. Hayvanı olmayanlar yüklerini sırtlarında taşırlar. Taşımayanlar kiracı tutarlar. Yük taşınması gayet eğlenceli olur. Köyün gençleri genellikle pazar günleri hep birlikte yüklerini alır sabah erkenden yayla yoluna koyulurlar. Belli yerlerde mola verir, dinlenir, açlıklarını giderirdi.
Yayla Hayatı;
Yayla hayatı Haziran ayının başından Eylül ayının ilk haftasına kadar sürüp giden üç aylık bir dönemi kapsar. Havalara göre bu süre azalıp, kısalabilir. Yaylada günlük hayat çok erken başlar. Sabah erkenden kalkılıp, sığırlar sağılırdı. Sütün kaymağı alınıp kaymak kabında, kaymağı alınmış süt ise peynir kazanında biriktirilir.
Güneş doğarken hayvanlar çözülür ve yayıma bırakılır. Hayvanlar yayıma (otlak alanı) götürüldükten sonra ahırın gübresi temizlenir. Gübrenin temizlenmesinde ağzı geniş bir kazma ile, "süpürgelik" denilen dalları sert ve esnek yapıda olan bir cins çalıdan yapılmış ahır süpürgeleri kullanılır. Ahırın ortasında toplanan gübre, evin önünde uygun bir yerde biriktirildiği gibi sepetlerle çayırlıklara götürülüp serpilir. Bazen de günlük gübre ahırın iç duvar yüzeyine ya da taşların üzerine yapıştırılarak kurutulmaya bırakılır. Bir müddet sonra kuruyan gübreler "tezek" haline gelir. Bunlar odunu yanında ek yakacak olarak kullanılır.
Yaylacının günlük işlerinin başına da, sağılan sütü değerlendirmek gerekir. Peynir kazanında toplanan kaymağı alınmış süt, belli bire kıvama geldiğinde peynir yapılır. Peynir suyu kaynatılarak tülbentten yapılmış mimci torbalarına dökülerek süzdürülür. Bu şekilde elde edilen peynir ve mimci tuzlandıktan sonra peynir ve mimci kaplarına konulur. Kaymak kabı dolduğunda yayık yapma zamanı gelmiş demektir. Yayık vurma işi için yaylacı, diğer komşuları yardıma çağırır. Genellikle her yaylada ortak olan birkaç yayık bulunur. Atma türkülerle şenlenen yayık evinde elde edilen yağ, yıkanıp tuzlandıktan sonra yağ kaplarına basılır. O gün için hazırlanan yemekler yenir ve dağ ılınırdı. Sığırlar ikindiden sonra yayımdan toplanarak eve getirilir ve bağlanırdı. Sisli havalarda sığırların yerini tespit etmede bir kolaylık sağlamak için boyunlarına orta büyüklükte çıngırak takılır. Çıngırak takma âdeti aynı zamanda kurt gibi yabani hayvanları da ürkütmeye yöneliktir. Otlar azalmaya başlayınca, otlak alanların bir bölümü geçici bir süre hayvanların girmesine yasaklanırdı. Yaylacıların ortak kararı ile alınan ve 20-30 gün süren bu yasaklama âdetine "Koru" denilirdi. Korunun sona erdiği, bir gün önceden her eve duyurulur, ertesi sabah bütün yaylacılar hayvanlarını, koru süresince biraz daha yeşeren bu otlağa götürülürdü. Buna da "Koru Bozmak" denirdi. Korunun bozulması yaylacılara endişe ile karışık bir heyecan verirdi. Çünkü sığırların tek bir alanda toplanması, hayvanların birbiriyle kapışması sebebiyle tehlike oluşturmaktaydı.
Ot Biçimi : Yayla hayatının en hareketli dönemidir. Temmuz ayının sonlarına doğru otlar iyice büyüyünce, dere ve ırmaklardan arklar açarak çayırlıklara verilen su kesilir. Bundan gaye otun çürümesini önlemek ve biçmeyi kolaylaştırmaktadır. Ağustos ayına gelindiğinde otlar biçilecek seviyeye gelmiş olur. Ot biçimi için güneşli günler tercih edilir. Çayırlıkların düzgün olan kısımlar tırpanla "kerendi" taşlık ve çok dar alanlar ise orak ile biçilir. Genellikle tırpan işi erkeklerce, orak ise kadınlarca yapılırdı. Ot biçme zamanlarda köylerden yardıma gelinirdi. Yağmura karşı bir yarış sürer bu dönemde. Biçilen otlar güneşte kurumaya bırakılır. Kuruyan otlar "Gelberi" denilen ağaçtan yapılmış dişli bir aletle kümeler halinde bir araya getirilir. Küme halinde kuru ot el yardımı ile sarılarak "Güvel" ya da "Sarma" denilen küçük demetlere ayrılıp ot depolarına taşınırdı. 5-6 güvel bir ot yükü olarak nitelendirilir. Otluğun verimi yük hesabı ile yapılırdı. Gündüz ot biçme gece eğlencelere dönerdi.
Ot biçme işini bitirenler tekrar köye dönerler. Bir süre sonra yayla eski sukunetine avdet eder. Biçilip depolanan kuru ot, yaz başı ve güz dönemlerinde havaların soğuk ve yağışlı gitmesi ya da otlarınazalması halinde ek yiyecek olarak hayvanlara verilir."Güz Köçi" diye adlandırılan yala dönüşü Eylül ayının ilk haftalarına rastlar. Otların sararması ve havaların soğuması ile birlikte yaylacılar tekrar mezra ve köylere döner.
Günümüzde bu gelenek nerdeyse unutulmaya yüz tutmuştur. Artık köyde yaşayan insan bile bulmak neredeyse imkânsızdır. Kışın köyümüzde birkaç hane ancak kalmaktadır. Buna bağlı olarak artık klasik anlamda yaylacılıktan ziyade yaz mevsiminde gurbette yaşayan köylülerimizin büyük kentlerin gürültüsünden kurtulmak ve doğayla baş başa kalmak ve tertemiz yayla havası ve suyu için köye ve yaylalarımıza tatile geldiği görülmektedir.